| | Üretsiz Blog oluştur

Erzurum25

yöresel hikayelerimiz

Yöresel Hikayelerimiz

Erzurum,un adı

Erzurum'un bilinen ilk adı Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II. Theodosios'a (408–450) izafe edilen Theodosiopolis'ti. Şimdiki Erzurum'un yerinde kurulmuştu. IV. asır sonuna doğru Roma imparatorluğu sınırları içine alınmış ve 415 tarihinde Theodosios'un emriyle Şark Orduları Kumandanı Anatolius tarafından kurulmuştur.

Urfalı Mateos' a göre bu şehir Garin mıntıkasında Fırat'ın kaynağına yakın bir yerde bulunuyordu. Belazurî. Bölgeye hâkim olan Ermenyakos'un ölümü üzerine yerine geçen Kali adlı karısı tarafından kurulduğu için Araplarda Kalikala (Kali'nin ihsanı) adını vermişlerdir.

Belazuri Kalîkala'yı dördüncü Ermeniyye şehirleri arasında sayar ve Ermeniyye şehirlerinden biri olarak kabul eder. X. asır İslam coğrafyacıları Kalikala şehri hakkında bize malumat vererek, doğuda ev eşyasının en önemlisi sayılan Kali(halı)nın burada yapıldığım ve adını bu şehirden almış olduğunu kaydetmektedirler. Hudud Alalam'ın yazarı bu şehrin müstahkem bir kalesi bulunduğunu ve her taraftan gelen gazilerin burayı nöbet tutarak koruduklarım Ve şehirde tüccarların çok olduğunu bildirmektedir. Bugünkü Erzurum adı ise; Erzen'in Selçuklular tarafından fethedilmesi üzerine ahalisinin Theodosiopolis'e (Kalikala=Karin) göç etmelerine müteakip bu şehre Erzen ve Türk hâkimiyetinin ilk safhalarında bu adın sonuna, Meyyafarikin (Silvan) ile Siirt arasındaki Erzen'den ayırmak ve Anadolu'ya ait olduğunu belirtmek üzere Rum kelimesi ilave edilerek, Erzen al-Rum denilmesinden kaynaklanmıştır. Selçuklular tarafından Erzurum'da basılmış paraların üzerinde şehrin adı Arzan al-Rum şeklinde yazılmıştır.

Erzurum Şehri tarih boyunca aşağıdaki isimleri taşımıştır:

1-Karanilis - Karanitide - Garin - Karin - Kalak - Karun - Kalak (Yunan, Bizans, Roma kaynaklarında, Ermeni ve Gürcü tarihlerinde)

2-Theodosiopolis (Bizans Dönemi)

3-Kali-Kala (k) (Kali/Han-Şehri) (İslam kaynaklarında).

4-Arzan - Arzen - Artze (Şimdiki "Karaarz - Karaz" yerinde) (Selçuklu fethi sırasında).

5-Erzen - Rum / Erzen-ir-rüm ve Erzurum (Selçuklu, İlhanlı, Akkoyunlu, Osmanlı çağlarında).

Artze, Theodosiopolis kalesinin kuzeybatısında, Karasu'nun sağ tarafında kalıyordu. Theodosiopolis halkı tahkimatın, sanayilerinin gelişmesini engellediğini görerek buranın yakınında ticarete daha elverişli ve tamamen açık yeni bir yer kurmağı tercih etliler. Bu suretle çok mamur Arze veya Arzen şehri meydana geldi. 1049'da Selçuklu orduları Arze' yi zapt ettiler. Saltuklular ve sonraki siyasi kuruluşlar Arz ismine Kara'yı ilave etmişler, böylece Kara Arz söylenişi ortaya çıkmıştır.

Şu anda köy konumunda olan Karaz, Selçuklulardan sonra da tarihi kaynaklarda yer almıştır.

ERMEN-ERMENİYYE

Yukarı memleket, yukarı iller anlamındaki Armenia'nın İslam kaynaklarında kullanılan şeklidir. Van Gölü'nün kuzeyi demektir. Bizans-Sasani mücadelesi sırasında hayli tahrip olup boşalan bu yöreye sonradan, Türkmenler gelip yerleşmiş ve adı Türkmenia /Türkmenlik olmuştu. Ancak Osmanlı yöreyi genellikle Erzurum veya Van Beylerbeylikleri adıyla anmışlardır. Avrupa Coğrafyacıları da aynı sahaya Turcomonie demişlerdir.

TÜRKMENÎA/TÜRKMEN ÜLKESİ-TÜRKMENLİK

XV. yüzyıldan itibaren eski Armenia/Ermeniye, yani Muş, Ahlat, Bayburt ve Erzurum-Kars taraflarına verilen addır. Çünkü bu yörelerde Türkmenler, bilhassa Ak ve Karakoyunlular hâkimdir. Encyclopedia Britannica' nın 1881'de Edinburg' da basılan üçüncü cildinde, Asya Türkiye-si beş bölgeye ayrılmakta olup, Turcomania' nın merkezi Erzurum'dur. W. Futhrie, New Gographical Grammar, London, 1819 adlı eserde, Turcomania'nin merkezi Erzurum olarak belirtilmektedir. Avrupalıların son asırlara kadar, eski Ptolemeus'un klasik tabirine uyarak "Büyük Armenia" diye adlandırdıkları ülkede, umum nüfus nispeti daha 14. asrın başlarında kati surette Türklük lehine deği

Bar

BAR 

Yüz yılların ardından kopup gelen bir vakar;  

Kahramank, yiğitlik, erlik destanıdır bar.

 Bu oyunda gör bizi, geçme sakın ıraktan,

 Gözün varsa seçersin, barda karaya aktan.

Bir savaş  seyri vardır dadaşın her barında,

Görünce kanın kaynar, o an damarlarında.

Doyum olmaz bir görsen köroğlunun barını,

Güvenirsin gücüne, düşünmezsin yarını.

Dumludan taaa Basra'ya çağlayan selimiz var.

Bahtız kara değil bugün, karasu kadar.

Bingöl yaratmadı mı kan çağlayan Arası?

Hazar çalkalanırken kanar Türk yarası.

-Aman Aras, Han Aras, Binl'den kalkan Aras,

 Al başımdan sevdamı. Hazerde çalkan Aras...

Dadaş çelik bir yaydır; onu germeğe gelmez.

Çağlayan bir sel olur, dağlara da baş eğmez.

Yayla bulutu ,gibi  yükselir yavaş yavaş. 

Sonra birden köpürür,sel olur, coşar dadaş.

 Doğunun sınır taşı, Erzurum'un Dadaş'ı,

 Efesi var İzmir'in. ilmez Türk'ün başı.

 

Bar başlıyor.

Barbaşı  sallarken gönülden mendilini,

züne al  dadaşım sen de sevgilini.

Dinle davul ne diyor:Dan, dan, dan.

 

Ben bu sese vurgunum, can, can, can,

Canlar yurdundur elbet, her can Vatana kurban.

Atalar yurt sevmeği, davuldan öğrendiler.

Bu ilk barın adına sarhoş ba dediler.

(Seven sarhoştur elbet, içse de içmese de)

Dadaşlar ağır ağır bir halka çevirdiler,

Yurda kurban yiğitler bu halkaya girdiler.

Ses yok donmuş dudaklar; gözler halkalanıyor.

Ufuklar bayraklaşmış, cihan

Dan; dan, dan kanlar kaynaştıran, dalgalanıyor

Bir ses çıktı zurnadan.

Dağlar gibi dadaşlar, kımıldandı durmadan.

Tanrım. bu ne duruştu, gözler şimşekleşiyor.

Kırat kişniyor; neden toprakları eşiyor?

Silkin ey Palandöken, dök başından kanı,

Dadaş oynarken gösterir senin vakarını.

Vur-davulcu candan coşsun dadaşım

Çal zurnacı, oynasın dadaş, dönüyor başım.

  Sadi Akatay

Dadaş kimdir?

Çeşitli kaynaklarda Erzurum'a ve Erzurumluya ilişkin pek çok söz söylenmiştir. Bunların başında Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi gelmektedir. Evliya Çelebi, Erzurum'a gelişini ve gördüklerini son derece canlı ve ilgi çekici bir üslupla dile getirir. Onun Erzurum'a dair naklettiği bilgiler arasında hayli ilginç tespitlere rastlıyoruz. Bunlar, halkın yüz renginden tutun da giyinişine kadar son derece dikkatli, gözleme dayalı tespitlerdir. 17. Yüzyıl Erzurum insanını şöyle tanımlıyor: "Sağlam, rahatına düşkün, orta boylu, canlı, yaşlıları ve gençleri hep bahadır ve gürbüz adamlardır. Çok sağlam yapılı olurlar. On yaşından yirmi yaşına varıncaya kadar erkek çocukları gayet güzel olur, ondan sonra tez kıllanırlar. Fakat hepsi yumuşak huylu, uysal, zeki ve anlayışlı adamlardır. Kadınlarda son derece güzel olup kelimeleri ve lehçeleri  düzgün dişleri inci  rengindedir. Havasının güzelliğinden erkekleri çok yaşarlar."

"Beş şehir" isimli eserinde Erzurum'u bir kartal yuvasına benzeten Ahmet Hamdi Tanpınar, Erzurum insanının felaketler karşısında direncini kaybetmeyen, mücadeleci, nüktedan, hicivci bir yapıya sahip olduğunu belirtir. 

 Erzurum'un Türk'ün bin yılık kültürünü kendi coğrafyası ile bütünleştirdiğini ve önemli bir tarihi misyonu olduğunu belirten İsmail Habip Sevük ise, Erzurum ve Erzurumlu hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor: "Borçların en azizi vatan borcudur. Hiç kimse bu borcu ödeyemez.Ama vatan, her zaman Erzurumluya borçlu kalmıştır. Vatan müdafaasında, Erzurum her zaman üzerine düşeni yapmıştır. Ama biz ona layık olduğunu verememişizdir."

Gerçekten Erzurum, her dönemde Anadolu'nun ki lit-taşı olma konumunu üstlenmiş, Türk yurdu olduğundan günümüze kadar, her önemli vatan meselesinde devletin yüz akı ve güven beldesi olmuştur. Üniversitemiz Fen-Edebiyat Fakültesi, kurucu dekanı, Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Erzurum'u bir ışık şehri olarak tanımlıyor ve yüzlerce bilim adamı yetiştiren Atatürk Üniversitesi'nin; Büyük Önder Atatürk'ün vasiyeti üzerine kurulduğunu ifade ediyor. Uzun yıllar üniversitemizde görev yapan Prof. Dr. Orhan Okay, Erzurum insanı ile Coğrafyası arasında bir ilişki kuruyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: "Erzurum coğrafyası, insanının karakterinin oluşu munda büyük rol oynamıştır. Çok defa zayıf ve dik duruşlu, sert profilli, suskun tavırlı, değişmelere,dirençli görünen  bu insanların, güven duyduklarına açıldıkları zaman; içten, hiçbir hesabı olmayan duru ve berrak kalplerini adeta görürsünüz."Erzurum ve çevresi ile ilgili sayısız araştırma yapan, Erzurum'un yetiştirdiği değerli bi lim adamımız Prof. Dr. Zeki Başar; tarihi şanlı olan Erzurum'un soylu, kahraman halkının Türklüğün bütün meziyetlerine sahip olduğunu" vurguluyor.

Yine kıymetli hemşehrilerimizden Prof. Dr. Sıtkı Aras, "Erzurum'un Manevi Mimarları" isimli eserinde, Anadolu'nun diğer yörelerinde pek rastlanılmayan farklı ve renkli tiplere Erzurum'da rastlanılmasının sebebi olarak kültür mozaiğinin zenginliğini gösteriyor ve Erzurum'daki insan tiplerini alim, veli, bey, lider, halk feylozofu ve dadaş olmak üzere altı ana başlık altında tanıtıyor.

Görüldüğü gibi, Erzurum ve Erzurum insanı ile ilgili çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bunlardan Erzurum ve Erzurumluya  en çok yakışan sıfat şüphesiz "dadaş" tir. Müsaadeniz  olursa bu kavram üzerine biraz durmak istiyorum: Dadaş, birtakım tarihi ve toplumsal olayların Erzurum'da  ortaya çıkardığı bir tiptir. Bu tip, kadın-erkek, köylü ­şehirli, zengin-fakir ayrımı yapılmadan Erzurum'a mal olmuştur. Bir bakma dadaş, kendine has özellikleri  olan "Erzurumlu" demektir. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
  • Dadaş;mert, vatansever, karakter timsali Erzurumludur.
  • Dadaş, özgürlüğün, cumhuriyetin ve demokrasinin en güçlü bekçisidir(Büyük önder Atatürk'ün kurtuluş mücadelesini Erzurum'dan başlatmış olması bunun en güzel örneğidir.)
  • Dadaş, ülke bütünlüğünü bozanlara, politik ve ideolojik ayrım yapanlara karşı en büyük engeldir.  
  • Dadaş; kendisinin ve Erzurum'un Türklüğün öz ,  bir parçası olduğunu; hiçbir zaman hatırından çıkarmayan kişidir.  
  • Dadaş, haksızlığa, yolsuzluğa, bencilliğe, çıkarcılığa karşı olandır.
Yukarda sıralamaya çalıştığım o birtakım özelliklere  sahip olması gereken dadaş ve Erzurumlu ile ilgili yakınma ve şikayetler zaman zaman (yine Erzurumlu  hemşerilerimiz tarafından)  gündeme getirilmektedir. Yakınmaların ana konusu "dadaş"ta  bulunması gereken niteliklerin her Erzurumluda görülmeyişi yönündedir. Dadaşlık Erzurumluya ait bir sıfat olmasına rağmen, her Erzurumlunun dadaş olamayacağı görüşüne biz de katılıyoruz.Çünkü dadaşlık öyle rast gele kazanılmış bir unvan değildir: Sağlam bir,kişiliği olmayan, soylu bir ruh asaleti taşımayan; mert, cesur, özü sözü  bir olmayan kişileri "dadaş" olarak tanımlamak; dadaşa ve gerçek Erzurumluya yapılan en büyük haksızlıktır.

Kısacası mert, özü-sözü bir olmayan kişilerin "dadaşlık" sıfatını taşmaya hakları yoktur.

Yrd. Doç. Dr. Lütfi Sezen

Tarihi esrler

Erzurum'daki Tarihi Eserler

Erzurum Kalesi

Şehrin ortasında kalan Erzurum kalesinin ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Kalenin varlığın milattan öncesine dayanmaktadır.yapılışından sonraki devirlerde Urartu,Roma,Bizans ve Sasanilerin hakimiyeti altında kalan kale,11.yy.dan itibaren Türklerin hakimiyeti altına girmiştir.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Erzurumla birlikte Kaleden de söz etmekte ve iki katlı sur duvarlarıyla çevriliş olduğunu ,içindede toprak damlı 1700 adet ev olduğunu belirtmektedir.

 İç kale

İç Kale'nin bu günkü girişi ikinci bir kapıdan sağlanmaktadır.Kale kapısının açıldığı avlu kısmen harap olmuştur.Bu bölümde eskiden hamam ,arabalar,savunma odaları bulunmaktaydı.

Kale Mescidi

İç Kale'de bulunan mescit ,12yy.da Saltuklular tarafından yapılmıştır.Evliya Çelebi,seyahati sırsında (1610) bu mescitte cemaat bulunmadığını yazmaktadır.

Saat Kulesi(Tepsi Minare)

Saat Kulesi ve kesik kule adlarıyla da anılan Tepsi Minare,Erzurum'a hakim konumundaki iç kalenin güney batı köşesinden yükselir.

Kısmen tahrip olmuş kitabesine göre,Saltuklu  hükümdarı Emir Muzaffer Gazi tarafından yapılmıştır.12.yy. ortalarından kaldığı sanılmaktadır.16.yy.ın başlarında üst kısmı yıkılan minareye önce 1843,ardından da 1881 yıllarında saat yerleştirilmiş ve saat kulesi haline getirilmiştir.Halk arasında yaygın olarak Saat Kulesi kullanılmaktadır.Minare aynı zamanda gözetleme kulesi olarak ta kullanılmıştır.

Çifte Minareli Medrese

Erzurum'un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese'nin kitabesi olmadığından ,gerçek adı ile ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad'ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı Hanedanı'ndan Padişah hatun tarafında yapılabileceği düşüncesiyle Hatuniye Medresesi diye adlandırılmaktadır.genel olarak 12.yy sonlarına doğru yaptırıldığı kabul edilmektedir.Sultan 4.Murat tarafından bir süre tophane olarak kullanılan daha sonra kışla olarak kullanılmıştır.

Tebrizakapı'daki medrese açık avlu medreselerinin Anadolu'daki en büyük örneğini teşkil etmektedir.Tüm mimari ihtişamına rağmen,süslemeleri yarım kalmıştır.Buna rağmen duvarlarındaki taş oymaları göz kamaştırmaktadır.Hakkındaki efsaneler,diğer detaylar,fotoğraflar için tıklayınız.

Yakutiye Medresesi

  Cumhuriyet caddesi üzerinde bulunan medrese ,taç kapısında bulunan kitabesine göre İlhanlı hükümdarı sultan Olcayto zamanında Gazan han ve Bolugan hatun adına,Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır.17.yy dan sonra askeri amaçlarla kullanılan medresenin çevresi geçtiğimiz yıllarda temizlenmiş ve ağaçlandırılmıştır.Medrese, bugün İslam eserleri müzesi olarak kullanılmakta ve meraklıları tarafından ilgiyle gezilmektedir.Binanın taş oymalarındaki ustalık,inceleyen herkesi şaşkına çevirmektedir.

Üç Kümbetler

  Çifte minareli medrese ile ulu caminin güneyinde,eski mezarlık içinde yer alan kümbetlere Üç Kümbetler denilmektedir.

Emir Sultan Kümbeti

Üç Kümbetler'in en büyüğüne bu ad verilmektedir.Ne zaman yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen Emir Sultan Kümbetinin 12.yy sonlarına doğru Saltuklu sultanı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı sanılmaktadır.

Küçük İki Kümbet

Üç Kümbetlerin diğer iki ayağını oluşturan küçük kümbetlerin 16. yy dan kaldığı sanılmaktadır.

Diğer Kümbetler

Erzurum'da Üç Kümbetler dışında Cimcime sultan,Karanlık,Gümüşlü,Rabia Hatun ,Ahi baba,Mehdi Abbas kümbetleri bulunmaktadır.

Ulu Camii(Kutabey Camii)

   Tebriz kapı semtinde Çifte minareli medresenin kuzey batısında ve çok yakınında yeralmaktadır.Caminin yapılış tarihi kesin olarak belli değildir.Günümüze ulaşmamış kitabesine göre,1179 tarihinde  Saltuklu Hükümdarı Nasreddin Muhammed tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.Caminin çeşitli defalar onarımdan geçmesi,mimari yapısının bozulmasına sebebiyet vermiştir.Ulu camii 1629,1787,1860 yılları ile 1965-68 yılları arasında önemli onarımlardan geçmiştir.

  Osmanlılar döneminde Erzurum'da çok sayıda cami ve türbe yaptırılmıştır.Camilerin en önemli özelliği hepsinin tek minareli olmasıdır.son yıllarda Atatürk Üniversitesi ile Yenişehir Semtinde yapılan Solakzade camilerinde çift minare kullanılmıştır.

Erzurum'daki Diğer Camiler

      Erzurum'daki diğer tarihi camiiler şöyle sıralanabilir.

 Muratpaşa Camii

      1573 yılında Kuyucu Muratpaşa tarafından yaptırılmıştır.

Gürcükapı Camii

       1608 yılında yaptırılmıştır.

Boyahane Camii

   1621 yılında İlyas Ağa tarafından boyahane hamamının bir bölümünün camiye çevrilmesiyle ortaya çıkmıştır.

Caferiye Camii

    1645 yılında Hacı Cafer tarafından yaptırılmıştır.

Kurşunoğlu Camii

    1700 yılında Erzurumlu ünlü Şeyhülislam Feyzullah Efendi Tarafından yaptırıldı.

Pervizoğlu Camii

     1716 yılında Pervizoğlu Hacı Mehmet tarafından yaptırılmıştır.

Dervişağa Camii

     1717 yılında Hacı Derviş Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Gümrük Camii

     1718 yılında Hacı Bektaşoğlu Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırılmıştır.

Bakıcı Camii

     1720 yılında Hacı Mustafa tarafından yaptırılmıştır.

Caferiye Camii

     1738 yılında Hacı Yusuf Efendi tarafından yaptırılmıştır.

İbrahimpaşa Camii

     1748 yılında Vali İbrahim paşa tarafından yaptırılmış.

Şeyhler Camii

     1771 yılında Fehim adlı bir usta tarafından yapılmıştır.

Cennetzade Cami

      1785 yılında İsmail Efendi tarafından yapılmıştır.

Rüstempaşa Kervansarayı(Taşhan)

    Erzurum'daki kervansarayların en önemlisi Rüstempaşa Kervansarayı diğer adıyla Taşhan'dır.Yapı,büyük ihtimalle Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Rüstempaşa tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır.Tarihi Rüstempaşa Kervansarayı günümüzde çarşı olarak kullanılmaktadır.İç avlunun etrafında yer alan bölümler,dükkan olarak kullanılırken,üskattaki bölümlerde yer alan esnaf Oltutaşı işlemeciliği yapmaktadır.

Erzurum'daki Diğer Kervansaraylar

 Rüstempaşa Kervansarayı'ndan başka Erzurum'da Gümrükhane(Kongre meydanında),Cennetzade Hanı ve Kamburoğlu Hanı bulunmaktadır.İçlerinde en faal durumdaki Taşhan'dır.

Tarihi Hamamlar

 İklimi bakımından Anadolu'nun en soğuk şehirlerinin başında gelen Erzurum'da Türk devrinin ilk yıllarından itibaren çok sayıda hamam yapılmıştır.Şehrin her yerinde bol miktarda su kaynağının olması da hamam sayısını artırmıştır.Çok eski devirlerde yapılan hamamlar suyun getirdiğinden ve tahribat yüzünden günümüze kadar ulaşamamıştır.Günümüze kadar ulaşabilenleri;

Lalapaşa Hamamı

 Tebrizkapı semtinde bulunan Lalapaşa Hamamı'nın yapılış tarihine ışık tutacak bir kitabesi bulunmamaktadır,ancak hamamın dönemin beylerbeyi Lala Mustafa paşa tarafından yapıldığı zannedilmektedir.

Boyahane Hamamı

 1566 yılında Hacı Emin Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Murat Paşa Hamamı

  Erzincankapı Semti'nde bulunan Muratpaşa Hamamı,1572 yılında Hacı Muratpaşa tarafından yaptırılmıştır.

Kırkçeşme Hamamı

  Ayazpaşa mahellesindedir.Çehresi tamamen değişerek günümüze ulaşmıştır 16. yüzyıl sonları ve 17.yüzyıl başları civarı yaptırıldığı sanılmaktadır.

Saray Hamamı

   Emirşeyh mahallesinde Üç Kümbetler'in yanında bulunmaktadır.Girişinde bulunan kitabesine göre saray Hamamı 1707 yılında bir cami ve türbesi bulunan Derviş Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Gümrük Hamamı

  Gümrük Camii ile aynı tarihte yani 1718 yılında Derviş Hacı İbrahim tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.

İki Göbek Hamamı

   Yapım tarihi 18. yüzyılın sonlarına rastlamaktadır.Hamam planlarının içinde değişik bir görünüme sahiptir.Yeğenağa mahallesindedir.

Şeyhler Hamamı

   Şeyhler Camii yanındadır.1720 yılında yaptırılmıştır.

Fuadiye Hamamı

    Gürcükapı Semtinde bulunan bu hamamın mimari özellikleri çok değişmiştir.18.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Tarihi Çeşmeler

 Erzurum önemli su kaynakları üzerine kurulmuş  bir şehirdir.Hemen her köşe başında bir çeşme bulunmaktadır.Erzurum'da çeşitli yerlere dağılan 13 ayrı su yolu bulunmaktadır.

Erzurum'un çeşmelerinden bazıları

     Erzurum'daki çeşmelerden bazıları şunlardır:

  Cennet çeşmesi(Boyahane hamamı karşısındadır.),Hacı Mehmet Çeşmesi(Gürcükapı Semti'ndedir),Hüseyin Çeşmesi(Yukarı Habip Efendi Mahallesindedir),Kırkçeşme(Kırkçeşme Hamamı yanındadır),Şabahane Çeşmesi(Taşmağazalar'ın üst kısmındadır),Dabakhane Çeşmesi(Tebrizkapı Semti'ndedir),Akpınar(Mahallebaşı'ndadır).Dörtgüllü Çeşmesi(Muratpaşa Çeşmesi).

Erzurum

Erzurum

Erzurum

 Tarihi

Roma istilasından önce, bugün Erzurum’un bulunduğu yerde değişik dönemlerde Karin, Karna, Garin, Karndi ve Kalhak isimli bir şehir bulunduğu tarihi kaynaklara dayanılarak tespit edilmiştir.

M.Ö. 408-450 yıllarında yaşamış olan Bizans İmparatoru ll. Teodosinus doğudan gelen İranlı’ların saldırılarına karşı koymak amacıyla bu bölgedeki Erzen şehrinin güney batısında, yeni bir kale ile çevrilmiş bir şehir kurdurdu. Kale o devirde Bizans İmparatorluğunun doğu bölgeleri komutanı olan Antonyus tarafından yaptırılmış ve şehire imparatorun adını izafeten Teodosipolos denilmiştir.



Kültürü

ERZURUM KALESİ:

İlk inşâ tarihi kesin olarak bilinmeyen Erzurum Kalesi’nin M.S. 5.yüzyılın ilk yarısında Bizanslar tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Tarih boyunca Asurlular, Sasaniler, Persler, Araplar, Romalılar ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştiren Erzurum Kalesi, 11. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir. İç Kale’de Erzurum’daki ilk Türk-İslâm eserlerinden Saltuk Oğulları dönemine ait Kale Mescidi ve Tepsi Minare bulunmaktadır.

Erzurum Kalesi bulunduğu tepenin üzerinde bir iç kale ile, bunu çevreleyen dış kaleden meydana gelmiştir. Bugün iç kale sağlam kalmış olmasına rağmen, şehri çevreleyen dış kale surlarından hiç bir eser kalmamıştır. Surların dört kapı ile dışa açıldıkları, bugün yerlerinde bulunmayan bu kapıların Tebriz Kapı, Erzincan Kapı, Gürcü Kapı ve Harput Kapısı adlarını taşıdıkları bilinmektedir. Günümüze ulaşan iç kalenin duvar kalınlıkları 2-2,5 m. arasında değişmekte olup, halen sekiz burcu ayakta durmaktadır.

TEPSİ MİNARE (SAAT KULESİ):

Erzurum Kalesi’nin içinde bulunan Tepsi Minare’ye Saat Kulesi de denilmektedir. Yer yer tahrip olan şerefe gövdesindeki kitabesine göre Saltuklu Emirlerinden Muzaffer Gazi bin Ebü’l Kasım tarafından 12. yüzyılın ilk yarısında yaptırılmıştır.

Minare, sur duvarları hizasına kadar renkli kesme taşlarla örülü kaide üzerinde, tuğla örülü gövdeye sahiptir. Silindirik gövde, aşağıdan yukarıya doğru daralarak yükselir. Şerefeden yukarısı yıkılmıştır. Bu bölüm 1841 ve 1880 yıllarında Avrupaî tarzda ahşap malzeme ile yenilenmiş ve içine saat yerleştirilmiştir. Tepsi Minare, Karahanlı ve Büyük Selçuklu döneminde inşâ edilen minarelerin geleneğini Anadolu’da sürdüren en eski minarelerden biridir. Kule, Kale Mescidi’nin minaresi, aynı zamanda gözetleme kulesi olarak da kullanılmıştır.

KALE MESCİDİ:

İç Kale içerisinde kalenin güney sur duvarlarına bitişik yerdedir. Dikdörtgen planlı mescidin iç düzenlemesi mihraba paralel iki sahındır. Girişte çapraz tonoz, mihrap önünde ise mukarnaslı kasnaklara oturan kubbe ile örtülüdür. Her iki örtünün doğu ve batısı beşik tonozlarla genişletilmiştir. Mihrabı, yarı dairesel planlı burcun içerisine yerleştirilmiş, yalın bir bezemeye sahiptir.

Düzgün kesme taşla inşâ edilen mescidin kubbeli bölümü dıştan yüksek kasnaklı ve külâhlı bir örtüyle kapatılmıştır. 12.yüzyılın ilk yarısında Saltuklular tarafından yaptırılmıştır.

MEDRESELER

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE:

Erzurum’un sembolü haline gelen Çifte Minareli Medrese’nin kitâbesi olmadığından, yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırılmış olabileceği düşüncesi ile adına Hatuniye Medresesi de denilmektedir. Genellikle 13. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı kabul edilmektedir. Osmanlı Padişahlarından 4.Murat’ın emri ile bir süre “Tophane” olarak, daha sonra da “Kışla” olarak kullanılmıştır. 1942-1967 yılları arasında Erzurum Müzesi olarak kullanılan medrese, günümüzde çay bahçesi ve resim sergi salonu olarak kullanılmaktadır. Medrese yaklaşık 35x46 m. boyutlarındadır. İki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu medreseler grubundandır.

Zemin katta ondokuz, birinci katta ise onsekiz oda bulunmaktadır. Avlu 26x10 m. ölçülerinde dört yönden revaklarla çevrili olup, girişin batısındaki kare mekânın vaktiyle mescid olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zemin katın revakları kalın sütunlar üzerine oturmaktadır. Sütunların çoğu silindirik, dördü sekizgen gövdeye sahiptir. Odalar beşik tonozla örtülüdür.

Medrese’nin bezemesinde kullanılan geometrik motifler, Selçuklu taş süslemesindeki örneklerdir. Bezemenin ağırlık unsuru bitkisel öğelerdir. Palmet ve rumi motiflerin en çok kullanılanıdır ve her ikisi de birbiri ile uyum içindedir.

Çifte Minareli Medrese’nin en önemli yanlarından biri hiç şüphesiz figürlü süslemesidir. Taç kapı taşıntısının her yüzünde süslemelerle kuşatılmış, dört adet pano bulunmaktadır. Panoda palmiye (hayat ağacı), iki başlı kartal ve altta iki ejder figürü yer alır. Güney eyvanın dış duvarlarına bitişik inşâ edilen iki katlı kümbetin gövdesi oniki köşelidir. Kümbetin üstü dıştan külah, içten kubbe ile örtülüdür. Saçağı, süsleme şeritler ve silmelerle bezenmiştir. Dört kollu bir düzenlemeye sahip, cenâzelik kısmı çapraz tonozla örtülüdür. Kümbetin iç malzemesi mermerdir. Süslemeleri Medrese’nin aksine oymadır ve bitkisel öğelerden oluşmaktadır.

YAKUTİYE MEDRESESİ:

Cumhuriyet Caddesi üzerinde Lala Mustafa Paşa Câmii’nin batısında bulunmaktadır. İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu zamanında Gazan Han ve Bolugan Hatun adına, Cemaleddin Hoca Yakut Gazani tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır.

Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin son örneklerinden biri olan yapı, cepheden dışa taşan taç kapısı ile Çifte Minareli olarak planlanmıştır. Ancak, minareler Çifte Minareli Medrese’de olduğu gibi taç kapı üzerinde değil köşelere yerleştirilmiştir. Ön yüzde geniş kuşaklar halinde mukarnas bitki ve geometrik motifler yer almaktadır. Taç kapının yan yüzlerindeki silme kemerle çevrili nişler içinde sembolik Pars ve Kartal motifleri bulunmaktadır. Ajurlu bir küreden çıkan hurma yaprakları şeklindeki hayat ağacının altında iki pars üzerindeki kartal figürlerinin Orta Asya Türk inancıyla ilgili ifadeleri yansıttıkları görülür. Köşelerde yer alan kalın gövdeli minarelerden biri çok önceden yıkılmış veya hiç yapılmamış, kaidesinin üzeri konik bir külahla kapatılmıştır. Diğerinin ise üst bölümü mevcut değildir.

Dört eyvanlı iç mekânda bulunan dikdörtgen avlunun orta bölümü mukarnaslı bir kubbe ile, diğer kısımlar ise sivri kemerli beşik tonozlarla örtülüdür.

Anadolu’daki kapalı avlulu medreselerin en büyüğü olan Yakutiye Medresesi plan düzeni, dengeli mimarisi ve iri motifli süslemeleri ile Erzurum’un en gösterişli yapılarından biridir. Günümüzde Türk-İslâm Eserleri ve Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

AHMEDİYE MEDRESESİ:

Murat Paşa Mahallesinde, Murat Paşa Câmii;nin doğusunda bulunmaktadır. Günümüzde câmi olarak kullanılan medrese 1314 yılında Ali oğlu Ahmet tarafından Darül Hadis (Hadis Okulu) olarak yaptırılmıştır.

Kapalı avlulu medreseler grubuna giren yapı küçük ölçüde planlanmıştır. Dikdörtgen şekilli avlunun üzeri tonozla örtülüdür. Süsleme açısından sade olan medrese Selçuklu Medreseleri tarzında inşâ edilmiştir.

KURŞUNLU (FEVZİYE) MEDRESESİ:

Mirza Mehmet Mahallesi’nde aynı adla anılan Kurşunlu Câmii’nin bitişiğinde bulunan medrese Erzurumlu Şeyhülislâm Feyzullah Efendi tarafından 1700 yılında câmi ile birlikte yaptırılmıştır. Medresenin onüç öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.

ŞEYHLER MEDRESESİ:

Şeyhler Mahallesi’nde aynı adla anılan Şeyhler Câmii’nin batısında bulunan medrese Müftü Mustafa Efendi tarafından 1760 yılında yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı bir avlu etrafında onbir öğrenci odası bulunmakta olup, odaların üzeri beşik tonozlarla örtülüdür.

KÜMBETLER VE TÜRBELER

ÜÇ KÜMBETLER:

Anadolu Selçuklu Mezar yapılarının temsilcilerinden üç tanesi bir arada Erzurum’da bulunmaktadır. Kümbetler iki kısımdan oluşmakta olup, alt kısım cenazelik dediğimiz mezar odası, gövde hacminin oluşturduğu üst kısım ise mescid olarak kullanılmaktadır.

A.Emir Saltuk Kümbeti: Üç Kümbetlerin en büyüğüdür. Kesin tarihi bilinmeyen kümbetin 12. yüzyılda Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk adına yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Sekizgen planlı olup, üçgen alınlıklarla biten gövdenin devamı şeklindeki silindirik kasnağı ve kubbemsi külahı ile kendine has bir mimari yapıya sahiptir. Kasnak kısmındaki nişlerin tepeliklerinde çeşitli figürlü bezemeler vardır. Sağlam ve kaliteli taş işçiliği, farklı mimari elemanları ve süslemeleri ile Anadolu’nun en eski anıtsal mezar yapılarından biridir.

B-2. Kümbet: Emir Saltuk Kümbeti’nin güneydoğusunda bulunan silindirik gövdeli kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir. İçten kubbe dıştan konik külahla örtülü kümbet basit süs unsurları ile bezenmiştir.

C-3. Kümbet: Köşeleri pahlı, yüksek bir kare kaideye oturan kümbet içten kubbe dıştan konik külah ile örtülü olup, oniki köşeli bir gövdeye sahiptir. Cenazelik kısmı olan kümbet 14.yüzyıla tarihlenmektedir.

Üç kümbetlerin yanında bir de kare planlı iki katlı bir kümbet bulunmaktadır. Gösterdiği mimari özelliklerinden dolayı 14.yüzyılda yaptırıldığı tahmin edilmektedir.

GÜMÜŞLÜ KÜMBET:

Kars Kapı semtindedir. Kitâbesi bulunmayan kümbetin 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Kare şeklinde mumyalık, onikigen gövde ve konik külahlı kümbet sade bir görünüme sahiptir.

KARANLIK KÜMBET:

Derviş Ağa Câmii’nin karşısında bulunan kümbet 1309 yılında Sadrettin Türk Beğ tarafından yaptırılmıştır. Pencere ve mihrap nişleri mukarnaslıdır. Kümbet içten kubbe, dıştan konik külah ile örtülüdür.

CİMCİME SULTAN KÜMBETİ:

Cumhuriyet Caddesi üzerindedir. Bu kümbet de silindirik gövdeli ve konik külahlıdır. Muhtelemen 14.yüzyılın başlarında yapılmıştır.

RABİA HATUN KÜMBETİ:

Hasani Basri Mahallesi’nde bulunmaktadır. Mimari özelliklerine göre 14.yüzyılın başlarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Dıştan onikigen, içten silindirik planlı yapı kadın erenlerden Rabia Hatun’a atfedilmektedir.

HABİB BABA TÜRBESİ:

Ali Paşa Mahallesi’ndedir. Diğer bir adı da Timurtaş Baba olan Habib Baba Türbesini Erzurum’daki askeri komutanlardan Müşir Kemal Paşa 1844 yılında yaptırmıştır. Timurtaş Baba için yaptırılan türbeye dört yıl sonra vefat eden Habib Baba defnedilmiştir. Türbe, mescid ve mezarların yer aldığı iki bölümden oluşmaktadır.

ERZURUM TABYALARI

Erzurum’un bir ulaşım ve ticaret merkezi olarak taşıdığı değer tarih boyunca bu şehri askeri hedef durumuna getirmiş ve savunma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

M.S.415 yılında Romalılar tarafından yapıldığı bilinen Erzurum Kalesi; Bizans, İran, Arap ve Türk Devletleri arasında el değiştirdikten sonra, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Harp silah ve araçlarındaki gelişmelere, maruz kalınan tehdide paralel olarak, 1821 yılından itibaren Erzurum’u savunmak üzere Tabyalar inşâ edilmeye başlanmıştır.

1821 yılında, bugün şehrin içerisinde kalmış olan Hasan Basri Toprak Tabyası, Erzurum’u çevreleyen üç kuşak halinde tahkimli savunma mevzilerini oluşturan 20 tabyanın ilki olarak yapılmıştır.

Erzurum Valisi Zarif Mustafa Paşa döneminde Topdağı üzerinde Mecidiye Tabya ile Sütnişan Tabya, şehrin güneyinde Büyükkiremitlik Tabya ve bunlar arasında bazı tahkimli mevziler inşâ edilmiştir.

Kırım Harbi sonrasında, Sultan Abdülaziz’in direktifi ile Fosfor Mustafa Paşa başkanlığında teşkil edilen bir komisyon tarafından, Aziziye Tabya ve Küçükkiremitlik Tabya ile bazı iskân ve depolama tesislerinin yapılması planlanmıştır. 1867 yılında başlayan inşaat beş yılda tamamlanmıştır.

Bu inşaat sırasında, Gümüşlü Kümbet (Susuzharmanlar) düzlüğünde yapılmasına ihtiyaç duyulan Tabya 3000 Erzurumlu gönüllünün ücretsiz çalışmasıyla iki yılda bitirilmiş ve Ahali Tabya olarak isimlendirilmiştir.

1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde, yapılan hazırlıkların semeresi alınmış ve Rus kuvvetlerinin taarruz azmi Aziziye Tabya’da kırılmıştır.

1880’li yıllarda, Şahap Paşa başkanlığında bir heyet tarafından Erzurum’a doğudan ulaşan yaklaşma istikametlerini kapatacak şekilde yeniden ele alınan tabyalar sistemi, altı grup halinde planlanan 15 yeni tabyanın inşasıyla 1896 yılında tamamlanmıştır.

19.Yüzyılın sonlarında yapılan bu tabyalar; Dumlu kuzeyinde Gürcü Boğazı ile Kireçli Geçidi çıkışlarını kontrol eden Tafta ve Karagöbek Tabyaları,

Kösemehmet Geçidi ve Toy Geçidi ile Hamamdere Boğazı’nı kontrol eden Çobandede ve Dolangez Tabyaları,

Hamamdere Boğazı ve Toparlak Geçidi ile Pasinler Ovası’nı kontrol eden Uzunahmet Tabya ile güneyindeki Küçük ve Büyük Höyük Tabyaları,

Toparlak Geçidi’ni kontrol eden Ağzıaçık ve güneyindeki Toparlak Tabya ile geçidin çıkışındaki Gez Tabya,

Deveboynu Geçidi’ni kontrol eden Sivişli Tabya,

Palandöken geçidini kontrol eden Büyük ve Küçük Palandöken Tabyaları,

Erzurum çevresinde üç kuşak tahkimli savunma mevzi oluşturan ve hakim arazi kesimleri üzerinde inşâ edilmiş olan Tabyalar; 19.yüzyıldaki imkânlarla, tamamen Türk subay ve mühendisleri tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiştir.

Tabyalar, etrafındaki araziye karşı ateş imkânı sağlaması yanında, cephanelik, dehliz halinde koğuşlar, erzak depoları gibi bütün askeri ihtiyaçları karşılayabilmektedir.

Her biri bölgenin ağır kış şartlarında bile iki bölük ile iki tabur arasında kuvvetin barınmasına müsait olan tabyalar, gömme ve yarı gömme olarak inşâ edilmiştir.

Tabyaların çoğunluğu yarı çapı 45-90 m. arasında yarım ve tam daire şeklinde toprak yığını görünümündedir.

Koğuş olarak kullanıldıklarında